Sen gideli 28 gün oldu… Bir ay değil, bir hafta değil, 24 saat değil. 28 gün… Kimsenin bir isim koymaya tenezzül etmediği bir zaman dilimi kadar önce gittin. Şimdi şuracıkta, hiçbir şey görmemiş gibi duran kapının kolundan tuttun ve gittin.

Kapı gitmedi seninle… Kapı duvar! Oysa tuttuğun ben olsaydım, her yere giderdim seninle. Tutsaydın ya kolumdan…

Senin gidişinle ben de sokağa atıldım sanki. 28 gündür ne önündeyim bu kapının, ne de ardına geçebiliyorum. Oysaki güneş duruyordu elinin arkasında. O ışığa kapıldım.

Bu evin öylece oturduğu bu sokakta, yerden göğe ne varsa benim şahidim. Sen de sevmiştin beni, biliyor hepsi. Penceremin önündeki berduş ağaç, “ve işte karşınızda…” dercesine kaç gece kollarıyla sundu bana senin gelişini. Dalları çiçekleniyordu sanki ayak seslerini duyunca. Seni gördüğünde sokağın göğü, güneşi, iklimi başkalaşırdı. Karşıki lamba, kar yağdığında lapa lapa aşk dökerdi şaraplı akşamlara. Varlığınla coşup bereketlenirdi saksıdaki çiçekler. Gittiğinde yüzünü döktü menekşe. Sokak karardı. Ölen birinin adını aldı.

28 gün oldu. Ben değil, takvim söylüyor…

Güneşi kovalayıp, uykuya koşuyorum her gece. Rüyamın sokağına gel diye, geceye yüzüyorum… 

Şu eli ayağı dolanmış sarmaşık, şu lanet bakkal, gözünün biri kör şu kedi, akşamdan kalma şu ağaç, ölmüş ve ölecek herkesin adını alası şu sokak… Bir de ben… Görelim diye yeniden güzel yüzünü, uyuyoruz biz bize…

Gel! Boğazıma basan bu karanlık göğe yeniden getir güneşi. Gel! Sokağım ayaklarının ezberinde.

Oksan Us

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz