Korona salgını filan derken hiçbirimizin yaşamında “normal” diye bir şey kalmadı. Hepimiz iyice hassaslaştık. Ancak tüm insanlık olarak gönül gözümüz açılsın diye, sanki hayat bilinçli olarak zorluyor bizi. Sahip olduğumuz güzellikleri bir bir elimizden alıyor ki, Hanya’yı Konya’yı iyice anlayalım.

Kendi adıma hangi birini söylesem ki… Dünyanın öteki ucunda, Avustralya’daki yangınlar ayrı yaktı içimi, geçen hafta Kaş’ta çıkan yangın ayrı. Derinden bir bağla sevdiğim yazar Oruç Aruoba’nın ölümü ayrı, yine dünyanın öbür ucundaki bir insanın ırkçı bir şekilde öldürülüşü ayrı.

Ben bir insan için “black” dendiğini duyduğumda, kendi başımayken bile utanırım. Aynı utanç duygusu cüce denilince de oturur içime. O yüzden Kürt kelimesi ile ilgili ne hissettiğime girmeyeceğim bile. Bütün bunların yerine, geçtiğimiz gün motor kazası yaparak tüm Kaş’ı yasa boğan, verdiği motor servisi hizmetiyle Kaş’ın göz bebeği olmuş Maho’sundan bahsedeceğim size. Aslında bugünlerde Oruç Aruoba için bir yazı yazarım sanmıştım. Fakat hiç tanışmadığım ama ismen hep bildiğim Maho’nun ölümü, tüm acıların ötesine geçti bende.

İlk kez Maho Servis adını, Kaş’ta küçük kızımla yalnız yaşamaya başladığımda duymuştum. Dostlarım “bir şeye ihtiyacın olduğunda 7/24 çekinmeden ara bizi elbette; ama bak, aklında bulunsun dilediğin zaman Maho’yu da arayabilirsin, o senin her işini halleder,” dediler.

Ailesinden uzak yaşayan bir kadın, yukarıdaki cümlenin ilk kısmını sürekli duymaya alışık oluyor: “7/24 bizi çekinmeden arayabilirsin.” Ama öyle olmuyor işte. Kimseyi aramak durumunda kalmak istemiyorsun her şeyden önce. İnsanlar da bunu bildikleri için sıkça dile getiriyorlar sanırım.

Çocuğumla yalnız yaşamaya başladığım ilk günden beri her türlü işimi elimden geldiğince kendim halletmeye çalıştım. Son zamanlarda, koronanın en korkutucu olduğu günlerde yani, Maho Servis adını daha sık duymaya başlamıştım: “Kendini riske atma; Maho’yu ara, o çarşıdaki tüm ihtiyacını halleder, getirir.”

Maho’nun sloganı uzun zamandır herkesin zihnine kazınmıştı zaten: “Arayın Bizi Getirelim.”

Öldüğünü duyduğum anda içimde bir şey alev aldı sanki. Ölüm şeklinden dolayı mı bilmiyorum çok üzüldüm. Bir kere bile yüz yüze gelmediğim birine dair “nasıl olsa Maho var,” güveni duyduğumun farkına vardım. Artık Maho yoktu ha?

Hiç temasımız olmadığı halde ben bile bunları hissediyorsam, Kaş’ta yokluğunun nasıl boşluk yaratacağını düşündüm ilk anda. Fakat o gece onu tanıyanların sosyal medyaya bıraktığı sevgi selini gördükçe, gözyaşlarımı daha fazla tutamadım.

Tek başına bir adam, nasıl da sevgi götürmüş servis yaptığı her eve. İnanılmaz bir şeydi. Duydukça, dinledikçe hem hayran oldum; hem de her seferinde içim daha fazla parçalandı. Tanısam daha da çok üzülecektim diye teselli mi bulsam, işini bu kadar aşkla yapan değerli bir insanla tanışmamış olduğum için hayıflansam mı bilemiyorum.

Birbirimizi gönül rahatlığıyla sarmalayıp kucaklayamaz olduğumuz bu yeni dünya düzeninin içinde, iyi insanların üst üste gelen kaybı çok düşündürüyor beni.

Daha geçen haftalarda Kaş’ın neredeyse tüm sokak kedi ve köpeklerini besleyen Şaban abinin hemen ardından; yaşlıların, hastaların, yerlilerin, yabancıların, hatta sarhoşların Mevlana kadar saf bir sevgiyle tüm ihtiyaçlarına koşturan Maho’nun canını alarak sanki hayat bize; dünyanın iyilik, güzellik işini birkaç iyi adamın sırtına bu kadar da yükleme diyor.

Belki de tüm bunlar daha dengeli bir dünya adına yaşanıyordur diye düşünmeden edemiyorum o yüzden. Çünkü Kaş’ta bir güzel insan gitti; onun yerini doldurmak için -ki doldurulamaz ya o ayrı- 100 güzel insan olmak zorundayız şimdi. Her zamankinden daha fazla emek harcamamız gerek. Yoksa buranın güzelim Likya ışığı bile yetmeyecek içimizdeki karanlığı aydınlatmaya.

Ben kendi adıma en çok, bu kadar ışık dolu bir insanla asla bir Likya Sohbeti gerçekleştiremeyecek olmama yanıyorum… İki seneden fazladır Likya Sohbetleri’nde işini aşkla yapan insanlarla sohbet ediyorum, başkalarına ilham versin diye. Gerçi onun benimle yapacağı böyle bir söyleşiye hiç ihtiyacı yokmuş. Verdiği her hizmetiyle iletişime girdiği herkese öyle güzel ilham olmuş ki, onu hatırladıklarında bile sevgiyle doluyor insanların yüreği. Bu anlamda ne mutlu ona.

Cenazesi ailesinin yaşadığı Diyarbakır’da kaldırılacak olmasına rağmen; yoğun istek üzerine naaşı yola çıkmadan önce Kaş’ın meydanındaki camiye getirildi. Bir iki saat süren özel bir törenle anılarak, cenaze namazı kılındı ve Kaş halkından helallik alındı. Kızım Duru ile evde olmam gerektiği için ben katılamadım. Kaş’ta bir cenaze için böylesine kalabalığın nadir görüldüğü söyleniyor, ki benim gibi arzu ettiği halde katılamayanların sayısı da eminim ki çoktur.

Varlığı her zaman içimi bambaşka duygularla dolduran Oruç Aruoba’nın kelimeleriyle uğurlamak istiyorum Maho’yu. Ne de olsa her ikisi de kalbimizden ve hafızalarımızdan silinmeyecek bir yere gittiler.

Ölüm (De)

Yaşam, yitim acısıdır.
Yaşamak, yitirmenin
acısını çekmektir.

Ölüm yitmekse,
yaşamda yitirmektir.

Oruç Aruoba

Gönüllerde yaktığın tüm ışıklar seninle olsun Kaş’ta güzel izler bırakan sevgili Maho. Olmaz da, de ki oldu; gittiğin yerde bir Kaş’lının kalpten duasına ihtiyacın olursa eğer, “Ara Bizi Getirelim”. Emin ol seni tanıyan tanımayan herkes talibindir canım kardeşim.

Didem Elif

Not: Maho lakabıyla tanınan Mahmut Ilgız ile Likya Sohbeti yapamadım ama onun sosyal medyaya koyduğu fotoğraflarıyla bir slayt gösterisi hazırladım. Ayrıca en son paylaştığı aşağıdaki şarkıyı da buraya bakıyorum. Belki fotoğraflarının eşliğinde dinlemek istersiniz.

2 YORUMLAR

  1. O kadar çok soru sordurttu ki Mahonun ölümü bana; başarı nedir? Sevgi nedir? Sevilmek…
    Hiç tanımadığın insanların güvendiği dağlar olmak ve aslında bunu bilmeden ölüp gitmek…
    Didem Elif yüreğini açtı bize; bunu Maho çok hakediyordu şüphesiz, biz de hak etmeye çalışacağız bu sevgi paylaşımını… İyi ki yaşadın Maho, iyi ki yaşadın!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz