Ne zaman soğuk suya değse ellerim

Dağlardaki karlar gelir aklıma

Bir de annem…

Ankara’nın eski insafsız kışlarında

Balkon kapısından içeri kar dolan mutfağında

Bulaşık yıkarken görürüm;

Pembeden mora dönmüş, buymuş iri beyaz ellerini

Sonra evin tek sobasına ısıtmaya çalışırken,

Sitemini de eksik koymaz hani;

“Benim canım demirden mi?” gibisinden

Kimsenin aldırış etmediği, cevabı olmayan sorularla…

 

Her Cumartesi akşamı tatlı bir telaşla koşturarak yapar işleri,

Seyredecektir mutlaka, haftanın tek filmini, siyah-beyaz

Ama nafile; on dakikaya kalmaz sızar kanepenin bir ucunda yine

“Ver şu yastığı 5 dakika ımızganayım şurada” tatlı yalanıyla…

Film biter, İstiklal Marşı’nda onu dürterek uyandıran babama

“Bitti mi, bir şey anlamadım ben bu filmden…” der her seferinde

Buz gibi soğuk odalarına giderlerken, filmi anlattırır baştan sona

“Kızla oğlan kavuştu mu” merakına

 

Gün doğmadan ayaktadır annem,

Kül kovası inecek, çıkacak kömür odun çıra,

Üç kat yukarıya,

Yakılmalı yine o soba, üşümesinler çocukları uyanınca

Böylece başlar günü annemin; temizlenecek mutfak, salon, oda

Çamaşır bulaşık yemek sıra sıra, hepsi onun başında

Yine de şükreder, evinde suyun aktığına

Ya donarsa borular Allah muhafaza

Su çekmek var, bahçedeki kuyudan

Sonra da aşağıya indirmek kirli suları kova kova…

 

Çam ağaçları fonunda dalgın dalgın yağan kar,

Kitabım, kahvem, koltuğum, sıcacık salonum…

Yarım yüzyıllık anılarımdan sesleniyor sanki annem bana;

Mutluluk elimizde, ellerimiz üşüse de…

 

Meral Çiyan Şenerdi

4 Mart 2025

Ankara

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz