Kutsal bilirsin beni. Kutsal ve dişi.

Bir de bilge ve güçlü.

Ben de mecbur bu nişanları taşımak için gövdemi geniş boyumu  uzun tutarım. Layık olmaya çalışırım benim için söylediklerine.

Sıcak bir günde benim ve arkadaşlarımın toplaşarak ormana dönüştürdüğü bir yere rast gelir isen, çekinme gir serinlersin. Soğuk bir gün ise, karanlık görünür orman başlangıçta sana. Korkma gir. Hissetmezsin soğuğu.

Baharın gelişini pek bir severim. Tomurcuk ile doldururum üzerimi. Yüzünü gökyüzüne kaldırdığında saklamam gurur içinde  gösteririm kendimden doğurduğum tohuma dönecek tomurcuklarımı sana.

Eşlik eder isen sonbahara benimle tohumumu gösteririm. Öyle kolay değildir görmen. Gizlerim onu sert bir kabuğun altına, üzerine de korumak için şapkasını takarım mutlaka. Sıcaklar düşmeye başlayıp yerini soğuğa sonbahara bırakınca ve hafif bir rüzgar ile ürpermeye başlayınca gövdem, şapkaları savururum ve bırakırım tohumumu yere ayaklarımın altına.Beklerim gelecek olanı. Kime yoldaş olacak büyüttüklerim diye heyecan içinde.  

Biri var ki her daim dört gözle bekler ayaklarımın altında.  Uzun kuyruğu, dört ayağı ve meraklı gözleri ile en sadık dostum. Ben tohumlarımı bırakırım o alır gider. Bir zaman sonra bakarım yine gelmiş bir parça daha alır gider. Ses etmem bilirim bu tekrar tekrar gelişlerin nedenini. Tohumlarımın bazıları ile karnını doyurur bazıları saklar. Ama sonra unutup gider nereye sakladığını. Onun unuttuğu yerden bir ben daha yeşerir. Unutkanlığı benim tanımadığım topraklarda yeşermeme vesile olur.

Anlayacağın memnunuz karşılıklı birbirimizden.

Dostumun unuttuğu yerde yeşermem senin türün ile yek olduğumuz andır aslında. Senin dünyanda yaşayan kişi benim gibi bilge ve güçlü ise yaşamdan bir yaprak olarak toprağa benim unutulduğum yere düşer mutlaka. Zor olmaz tutunmamız birbirimize. Toprağa düşene ben tanıdık gelirim o da bana. Yeşerip beraber beklemeye başlarız, ağaçlarının dilini bilen ve sırtını bize dayamak ihtiyacı duyanı.  

Dayadığında sırtını bana sessiz anlatmaya başlar içini yakanı ve onu yoranı. Önce hiç ses etmez dinlerim. Ferahlatmak için gölgemi sererim önüne. O anlatmayı bitirir ben yapraklarımı hafiften oynatırım onu anladığımı bilsin diye. Derman arayan o an bir ürperti hisseder kendinde.  

Böylece kendi sesimle koruna su olmaya çalışırım.

İşte kor ve su hikayesi başlar böylece.

 

Özlem Kucur

 

 

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz