Artık ne toplantı salonuna ihtiyacımız var; ne de toplantı yapmak için devletten izin almaya… Evden çıkıp, bazen yoğun trafiği bazen dağları aşıp toplantılara yetişme derdinden kurtulduk.

Korona günleri başladı başlayalı hayatımıza yeni bir iletişim modeli girdi: “ZOOM Toplantıları!” Daha evvel telekonferans denilen bir sistemden az çok haberdardık ama bunu bizim de oturduğumuz yerden yapabileceğimiz aklımızın ucundan geçmezdi.

Zoom uygulamasını indirdik ve sistemi çarçabuk öğrendik. Ohh, valla dünya varmış! Ne kadar da kolaymış bir toplantıya katılmak, konuları tartışmak, kararlar almak…

ZOOM bir anda öyle yaygınlaştı ki, Zoomsuz günümüz geçmiyor neredeyse. “Zoom yapmak” diye bir terim şimdiden yerleşti dilimize. “Zoom yapa yapa  ZOMBİ olduk valla” gibi esprilerin bini bir para…

Kendi görece küçük dünyamda beş-on kişiyi geçmeyen “Zoomlar” yaparken, geçen gün oldukça geniş katılımlı bir “Zooma” davet edildim. Katılımcıların kimi büyük kentlerden, kimi Karadeniz yaylalarından, kimi Akdeniz kıyılarından bağlanmışlardı. Neredeyse Anadolu’nun her köşesinden seslerini, görüntülerini, görüşlerini kattılar toplantıya. Çok ilginçti tabii.

Hele bir de dün, İngiltere’den ve Almanya’dan da katılımcıların olduğu daha büyük bir toplantıya katıldım ki; ülke/bölge sınırı falan yok. Önce bir sunum yapıldı, isteyenlere söz verildi, öneriler toparlandı derken bir toplantıdan beklenen neredeyse her şey gerçekleşti. Daha ne olsun?

Düşündüm de, korona öncesi devirlerde böyle bir toplantı yapmak istesek neler olurdu?

Böylesi toplantı hazırlıklarının ne kadar güç olduğunu, sivil toplum girişimlerinde çalışanlar çok iyi bilir; zaman ve mekan ayarlanması, ilanlar davetler çıkarılması, sponsor bulunması… Liste böyle uzar gider.

Yapılacak işler listesinin önemli bir ayağı da izinlerin alınmasıdır. Ülkemizde her nedense, anayasal hak olduğu halde, STK’ların, platformların ve sair sivil toplum girişimlerinin açık hava veya salon toplantılarının pek çoğu için yerel otoritelerden izin alma koşulu hala sürdürülen bir uygulama. Ortalama 1-2 saat sürecek küçük bir salon toplantısı için bile günler öncesinden dilekçe vermek, onayını takip etmek gerekiyor. Bir sürü yazı-çizi işi… Devletin ilgili birimlerine gereksiz iş yükü…

Oysa şimdi…

Ne ön izne gerek var, ne bir yığın hazırlığa…

Peki bu, demokrasinin gereği, toplantı yapma hürriyeti önündeki engelleri kaldırıyor mu? Evet, hiç değilse kapalı salon toplantıları için, hem de çok pratik bir biçimde. ZOOM adı altında toplayacağımız bu yeni nesil internet uygulamaları özlediğimiz DEMOKRASİye bir ölçüde destek veriyor.  

Demokrasi bizim gibi ülkeler için uzak bir hayal; biz ona doğru koşuyoruz ama bir türlü yakalayamıyoruz; gökkuşağının altından geçmeye çalışan çocuklar gibi.

Korona sonrası dünya nasıl olacak diye tartışılırken, bir gün gelip bize şunu diyebilirler mi?

“Demokrasi öldü!

Onu unutun artık, alın size ZOOMOKRASİ!

Bununla idare edin…”

Burada sarsıcı bir ses efekti hayal edebilirsiniz.

Düşünüyorum ve içimden şöyle demek geliyor:

“Yok kardeşim, kalsın sizin ZOOMOKRASİNİZ!

Biz DEMOKRASİ istiyoruz, hem de en hasından.”

Ben, meydanlara çıkıp istediğim toplantıya, gösteri yürüyüşüne katılabilmeli, konuşabilmeli; istemediğim şeyleri protesto edebilmeliyim. Düşüncelerimi serbestçe yazıp, istediğim kadar paylaşabilmeliyim. Oy vermeliyim ve onun hesabını özgürce sorabilmeliyim…

Siz ne dersiniz?

Meral Çiyan Şenerdi

17 Mayıs 2020

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz