Yolda olmak, hep yeni bir yerler görmek ve fotoğraf çekmek benim için hayatın anlamı. Hangi önem sırasında olduklarını bilmiyorum. Bazen salt fotoğraf çekmek için yol alıyorum, bazen de gittiğim yerlerde fotoğraf peşinde koşuyorum.

Seyahatlerde fotoğraf çekmek bulunduğunuz coğrafyayı, oranın kültürünü, insanını daha iyi anlamanızı sağlıyor. Turistik gezginin girmediği arka sokaklarda, gerçek hayatlara dokunuyorsunuz. Hiç beklemediğiniz bir anda kameranıza bir şey takılıyor ve o an; bazen tüm gezinizin anlamı, bazen de sizi dönüştüren bir şey oluyor.

Gezdiğim yerleri hep fotoğraf kareleriyle hatırlarım. Sadece gezmek bende hep bir yarım kalmışlık duygusu yaratır. Her fotoğrafın arkasında o güne ait hatta o ana ait bir hikaye vardır. Gezdiğim yerler isimleriyle değil fotoğraflarıyla kalır aklımda. “Şu fotoğrafı çektiğim gün var ya, ya da hani bir oğlanın fotoğrafını çekmiştim ne güzel yerdi,” derim. Bazı fotoğraflar ise kendimle; yani duygularımla, değişimimle, içsel yolculuğumla ilgili özel bir yere sahip.

2014 yılında yaptığımız Hindistan gezisinde çektiğim bir fotoğraf ve o gün yazdıklarım benim için unutulmazlardan. Bu ilk yazımda bunu sizinle paylaşmak istedim. 

Pushkar – Hindistan
2014

Pushkar’da son günümüz. Akşam trenle Rishikeş’e hareket edeceğiz. Uzun bir yol bizi bekliyor. Bugün sabah yine sisli ve soğuk bir güne uyandım. Göle gitmeli o zaman, güzel fotoğraf çıkabilir.

Çok kalabalık olmayan bir yer bulup, bir yandan ilahi müzikleri dinlerken gölde ibadet edenleri seyrediyorum. Burada herkes çok inançlı. Bu inancın bazı yönleri bir hayli ticari. Buna rağmen yine de tanrılarla kuşatıldığını hissediyorsun ve bu da insanın üzerinde ilginç bir etki yaratıyor.

Good karma yani “iyilik yap iyilik bul düşüncesi” burada oldukça hakim. Yoga, meditasyon her yerde. İlahiler, dini figürler sarıp sarmalıyor insanı. Yeni insanlar tanıyoruz; yerliler, dünyanın her yerinden gezginler…

Herkesin amacı, arayışı başka. Benimki ne? Bir arayış içinde değilim; sadece yaşadığım anı güzel kılıp, güzel anılarla dönmek istiyorum. Çok büyük değil ama benim için önemli değişimler yaşıyorum. “İlk günkü Figen değilim,” demek abartı olur ama geldiğim günden bugüne beklentilerim, bakış açım, baktığım yerde ne gördüğüm üzerine farklılıklar hissediyorum.
Bu arada Pushkar’da ülkeyle ilgili, insanlarla ilgili anladıklarım beni bir şekilde etkiliyor ve tüm negatif düşüncelerimden uzaklaşıyorum. Sanki başka bir dünyada başka biri gibiyim. Daha sabırlı, daha anlamaya çalışan, daha az yargılayan, daha minnettar, daha algılarım açık durumdayım. Bu devam edecek bir durum mu bilmiyorum ama şu anda kendimden memnunum.

Güneşin kendini göstermesiyle göl kenarında geçirdiğim vaktin tadını çıkarıyorum. Hayatımı, yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı, hayal kırıklıklarımı, özlemlerimi, acılarımı ve elbette mutluluklarımı düşünüyorum. Dua ediyorum kendi dilimce ve aslında evimi ve ailemi düşündüğümde minnet duyuyorum. Sahip olduklarım, hayallerimi gerçekleştirebilme ümidimin var olması, sağlığım ve hayatımdaki insanlar içimi ısıtıyor. Ben aslında ne kadar şanslı bir insan olduğumu burada biraz daha idrak ediyorum. Güzel şeyler düşünüp güzelliklerle karşılaşma umudum var.

Üç gündür yıkanmıyorum, her gün hemen hemen aynı şeyleri giyiyorum ve buna hiç aldırmıyorum çünkü insanların baktıkları şeyin bu olmadığını biliyorum. Dışardan nasıl göründüğüm değil, tanıştığım insanlara nasıl bir enerji verdiğim önemli.

Kısaca arkadaşlar çok iyi hissediyorum ve hayatımın kalanında güzel şeyler görme, yaşama, isteğimi tanrılara, doğaya iletiyorum.

S. Figen Akyıldız

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz