En hızlı hayat yarışmasında birinci olmaya ant içmiş gibi yaşıyordu. Hep yetiştirmesi gereken işler, yetişmesi gereken bir yerler vardı. Çalıştığı dönemde bile asansör yavaş hareket ettiği için dört katlı binanın merdivenlerini sayısı belirsiz kez inip çıkıyordu. 

Bir gün yine yetişmesi gereken bir yapılacaklar listesi ile güne uyanmıştı. Kızına kahvaltısını yaptırıp, koca bir bardak kahve alıp çalışma odasına girdi. Perdeyi açtı, pencereyi araladı ve orada kalakaldı. Yan bahçede tam camının hizasında bir karahindiba bütün otlara boy olarak fark atmış ona bakıyordu; sanki hatırla diyordu, hatırla hayallerini, kendine verdiğin sözleri. Hatırla yavaşlamayı, ne çabuk unuttun durup anın tadını çıkarmayı. İzledi, sadece izledi uzunca bir süre. Tek tek hatırladı. Onunla yollarının kesişişini, onun için ne ifade ettiğini. 

Kızı yeni yürümeye başlamıştı. Her gün parka gidip kızıyla çimenlerde yürüyüşler yapıyor, çiçeklere, ağaçlara bakıyor, karıncaları inceliyorlardı. Ama bu onun için çok zordu. Kızı her şeyin başında duruyor, onları hayretle izliyordu. Onun ise içi hızlanmak istiyordu. Ama olamıyordu. Zamanla o da alıştı bu sürece. Doğadaki muazzam döngüyü fark etti. Bol bol tefekkür etti. Merakı, hayreti arttı kızıyla birlikte. Mevsimlerin dönüşümü, tohumların topraktaki inzivalarını tamamlayıp meydana çıkışları… Hepsini hayretle izledi. Ama özellikle dikkatini çeken bir çiçek vardı. Karahindiba. Onun sarı çiçek halini fark edip seven kaç kişi vardır ki? Hatta bahçesinde, tarlasında görenler, ondan özellikle  kurtulmak isterler. Oysa bilenler bilir karahindibanın faydasını; toprağa, insana, arılara, solucanlara…  Tohuma durduğu zaman ise 7’den 70’e herkesin eğlencesi olur; üflendiğinde  nazlı nazlı uçuşur, süzülür  tüyden paraşüt gibi  tohumları etrafa, izlemesi sanki bir sihirmiş gibi. 

Karahindibanın yolculuğuna şahitlik etmiş ve bunu kendi yolculuğuna benzetmişti. Karahindiba toprağın altında bir mücadele veriyordu. Kendini ortaya koyabilmek, fayda sağlayabilmek, şifasını sunabilmek için. O ise kızının sağlık sorunlarıyla ilgilenirken onu anlamayan insanlarla mücadele ediyordu. Diğer taraftan okuyor, araştırıyor, deniyordu. Bu süreç çevresindeki insanlara zor gelmişti. Bir bir uzaklaştılar yanından. Kızını korumak için onu anlamayan, destek olmayan, onu suçlayan insanlardan uzaklaştı. Toprağın altındaki bir tohum kadar yalnızdı artık. 

Sonra zamanı gelince karahindiba tohumu topraktan baş verdi. Sarı bir çiçek açtı. Sadece bilenlerin fark ettiği bir çiçek. O da kendisini anlayan, yardımcı olan, mücadelesine destek veren birkaç dost buldu, yolculuğa onlarla devam etti.

Ve tohuma durduğu zaman hemen fark edilen, tüysü paraşüt tohumları ile herkese neşe saçan, ufak bir nefes ile nazlı nazlı salınarak toprağa yeniden kavuşan karahindiba ona ilham oldu. Kızının tedavisi sürecinde  edindiği bilgileri, deneyimleri, onunla aynı zorlu yolda yürümek zorunda kalan, kendini çaresiz hisseden annelerle paylaşmaya niyet etti. 

Yine bir hız çemberinin içine düşmüşken pencerenin önünde açan bir karahindiba çekti çıkardı onu o çemberden. Karahindiba ne yapması gerektiğini hatırlattı; şimdi tohumları uçurma zamanı.

Tuğba Sezer

 

4 YORUMLAR

  1. Çok güzel yüreğine saglık. Bende şunu eklemek isterim ki, tohum yeşermeye niyetlendiyse ana toprağından uzak hiç tanımadığı topraklarda da yeşerir. Belki eski gücünü güzelliğini devam ettiremez ama yinede çiçek açacak gücü bulur kendinde. Yaprağını sapını koparsalarda yine ve yeniden bırakır tohumlarını toprağa.

Nimet Özdemir için bir cevap yazın İptal

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı giriniz